İyiliğin karşılığı: Beklenti mi, Hak mı?
İnsan neden bir şey için “iyi” adı altında bir duygu durumu sergilediğinde sonucunun istediği gibi olacağına inanır ve istediği olmadığında kendi vicdanını rahatlatmak için “Ben iyi davranışlar veyahut tutumlar sergiledim,” diyerek isyan eder?
Herhangi bir istek, arzu ya da hayâl için iyi davrandığımızı düşünerek o durumun istediğimiz gibi sonuçlanacağına inanmak bir bakıma insanın kendisini; diğer tüm insanlar ile olan ilişkilerine veya hayatın içerisinde verdiği herhangi bir mücadeleyi iyi ya da doğru davrandığına inanarak istediği gibi şekillendirebileceğini zannederek yarattığı bir ütopya değil midir? Eğer böyle yapıyorsak tercihlere ne oldu? İnsanın varoluşunda iyi adı altında gerçekleşen bir davranışa her halükarda hak ettiğine inandığı şekilde karşılık vereceksin diye bir ibare mi yer alıyor? İşte bizler farkında olmasak da bu ibarenin yer almadığını biliyoruz ve bazen birilerine hak etmesine rağmen istediğini vermiyor ve onları hüsrana uğratıyoruz, tabi şunu da sormak lazım: “İyiliğe tevazu göstermek zorunda mıyız?” ve “iyi” kimliğinin arkasına sığınarak yaşayanlar için kendi tercihlerimizden vazgeçmeli miyiz?
Unutmayın; hak edilmeden verilen her şey değersizleşir.
Bazen üzülsek de, kırmaya korksak da kararlarımızı dilediğimiz gibi vermeliyiz ve bize bu şekilde davranıldığında kendimizi kabuğumuza çekmemeliyiz çünkü unutmamamız gereken yadsınamaz bir gerçek vardı: “Bırakalım hakikatler incitsin bizi, yalanlar avutacağına…”
İnsan doğru ya da iyi davranmaktan ziyade bunu kim ya da ne için yapacağına dikkat etmeli yoksa kendisini bekleyen bir felaket olduğunun farkına varmalı. Her insan küçükken elbet sokakta oyun oynamıştır ve her birimizin duyduğu kaçınılmaz sözler vardır ve biz bunları “yazılı olmayan kurallar” diye adlandırdık. İşte tam da bu noktada hayattaki duygular, istekler, arzular ve insanlara karşı beslediğimiz ve duyduğumuz hisler için de yazılı olmayan kurallar vardır, tam da yaşadığımız bu karmaşayı anlatacak bir kuralımız var: “Layık olmayana yapılan iyilik, körün odasında lamba yakmaya benzer.”
Edinilen her tecrübeye rağmen arsız insanoğlu bir çıkamadı yarattığı bu ütopyadan; Ben iyi davranıyorum ve hak ediyorum, sizce de bu saçma ve saygısızca değil mi? Neden başkalarının kararlarını kendi isteklerimiz çerçevesinde şekillendirmeye çalışıyoruz ve onların kararlarına kendi kafamızda karar veriyoruz? Aslında bir bakıma hayatın doğal akışına yani doğasına aykırı hareket ediyoruz; bazen arzumuz için hareket ettiğimiz şey bize ait olmayabilir, belki de sadece beklemeliyiz…


