Bir Ben Var Benden İçeri
Bugün ayırarak yüzümü ikiye, dışına çıktım olduğum kişinin. Sanki kendi yüzeyimin altında; uğultuyla, bulanıklıkla yaşıyormuşum da bugün bütün uğultu kesilmiş gibi bir dinginlikle yaşıyorum. “Bir ben var benden içeri.” demiş ya Yunus Emre, ben kendimin bir parçasıymışım gibi kesip atmak istiyorum “ben”i kendimden. Bazı anlarda görür gibi oluruz ya kendimizi, oysa en çok kendimizin körüyüzdür, bugün kendimi görüyorum yarı çıplak.
Zaten insan hiçbir zaman çırılçıplak olmaz kendine, o kadar yalın görmek mümkün müdür aynada ne var ne yoksa? Değildir bence. Meğer ne büyük dağlar varmış içimde aşamadığım, içinde sıkışıp kaldığım ne kadar çok kıyı köşem varmış. Bir gün olur da sıyrılır mıyız sivrildiğimiz köşelerden, yani bir gün olur da arınır mıyız, bize dert olan değil de bizi dert yapan şeylerden?
Bazen kendimle ne yapacağımı bilmiyorum. Ruhum, istenmeyen bir misafir gibi yerleşke edinmiş bedenimi kendine. Ben de mecbur kabul etmişim olduğum kişiyi. Siz hiç başkalarına bakıp insan gibi yaşadıkları için imrendiniz mi? Zorlamadan, sadece öyle oldukları için öyle yaşıyor oluşlarına, imrendiniz mi? Bahsettiğim, iyi biri olmak, güzel/yakışıklı olmak, çok yetenekli olmak değil… Yalnızca diyorum, var oldukları halleriyle sancısız yaşadıkları için onlara, imrendiniz mi? Ben imrendim, yıllarca.
Kafamda durmadan var oluşunun sancısını çeken bir akılla yarını bugüne taşımanın yorgunluğu, kendimi görmeme mani oluyormuş meğer. Ne çok kusurum varmış! Bugün gördüm, misafir olduğunu kabul etmeyen ruhumun dışından gördüm kendimi sanki. Üstelik onu kabul etmek yerine, hiç istemedim. İnsanın yarası kendinden midir hep böyle? Ucu bana dokunan ve yine benden çıkan bir sürü yarayla bezeliyken nasıl nefret ederim diğerlerinden?
Âmâ’larla dolu etrafım diye kızıyordum dünyaya, meğer en büyük “ama”ları kendime diyormuşum hep. Aynadaki daha çirkin geliyor dünden ve daha güzel yarındakinden. Bugün, kafamdan bastırıp içimin kalabalığın arasından kendimi gördüm; ne kadar da olmasını istemediğim bir kişilikmiş kendisi! Biraz ahmak, biraz alıngan, çok karmaşık, az susan ve çok hisseden bir zatmış. Oysa bakın uzaktan; nasıl akıllı, nasıl anlaşılır, az konuşan ve çok düşünenmişim gibi yansırım yeryüzüne. Ayna nasıl olur da doğru yansıtmaz yüzünü kendine?
Bavulumla çekip gitsem kendimden, yine de gelir mi peşimden? Onu duygularla boğsam kopup gider mi benden? Ondan bir canavar yaratsam da salsam dünyaya, başkalaşıp kendisi olmayı bırakır mı nihayetinde?
Biliyorum cümlelerim karışık, az anlaşılır ve çokça dolaşık. Zaten ana fikir de bu ya; bir gün olur da ben de tek düze cümleler dokur muyum satırlara varoluşsal sancısız?


