Blog,  Deneme

Gelgitli Roman

Romanının bilmem kaçıncı sayfasını açtı, hayatının sanıyordu yirmi üçüncü sezonunun ortasındaydı. Derin bir nefes aldı ve kalemi parmaklarının arasına sıkıştırarak yazmaya başladı:

“Ve kadın bugün biraz daha az içerledi hayata. Günün naif yorgunluğu omuzlarına çökmüşken içinin ölü kelebeklerle dolu oluşu daha az yaktı canını dünden. Yine de inemediği kadar derin bir yerden onu parmak uçlarına kadar sızlatan bir silüet geldi geçti. Düşünceleri silüete adım atma arzusu ile silüeti bir gün tamamen silikleştirebilir mi kuşkusu arasında mekik dokudu. Bazı kararlar arasında mekik dokumaktan kaslanmıştı sanki zihni. Bu yüzden aynı nahoş duygulara ve onu kendinden ayıran fikirlerine aşina olmuştu. Hangi istikametin onu nereye çıkaracağını dünden daha iyi biliyordu artık.

Yine de kadın mezmum bir isyanla doluydu bugün de. Okuyucuların en sevmeyeceği karakterden hiç vazgeçemeyişinden ve satırlarının onunla dolu oluşundan utanıyordu. İsyanı tam olarak buradaydı; kendine kızgın, yarınına mahçuptu. İnatla ve tüm gücüyle onu arzuluyor oluşu hiçbir kıtada, hiçbir dinde ve hiçbir dilde hoş görülür bir şey değildi ama kadın onun içindeki varlığını hoş görüyordu. Kadın bugün, ona adım atmak istemiş olmasına kızgındı yalnızca. Ruhuna kelepçe takmak ve kendisini mantığına mühürlemek istiyordu. Böylece satırlarda artık hüzün, adi bir can çekiş ve yılgın bir mağlubiyet yer almazdı. Geriye kırgın bir iç çekiş, yarım haliyle tam olan bir hikaye ve silinmiş bir silüet kalırdı.

Ah ah, bu silüetin kadının ruhunda ne çok izi vardı! Silüet gibi içinde asılı duran o, ilk heyecanlarının, ilk temasların ve geçilen bütün iltimasların sahibi gibi gerine gerine dikiliyordu aynada hep. Kadın, bakışlarında onu görüyordu; ışıltısı kaybolmuş bakışlarının ardındaki karanlığa hükmedendi o. Oysa hayatın ironikliği konu o olunca nasıl da boy gösteriyordu. Çünkü o başka hikayelerin başrolü, başka yarım kalışların diğer tarafı, başka aşkların meczubuydu. O, kadının hikayesinde sayfalarca işlenirken kadın, onun romanında etse etse birkaç satır ederdi. Bu adaletsiz düzenin içinde bulunuyor oluşuna hep içerlemişti kadın.

Yine de bugün biraz daha az içerledi hayata. Güneş, parlaklığıyla uğramıştı ona; gece yıldızlarıyla var olmuştu kadında…”

Ucu biten kaleminin arkasına bastırdı ve ucunu çıkarttı.

“Hayat kazandıklarımız ve kaybettiklerimiz arasında can buluyordu. Kadın ise hiç kazanamadıklarının onu nefes aldırmayışına uyanıyordu her gün. Bugünü, diğer günlerki gibi bir kaybedişle sonlandırıyordu. Çünkü içindeki silüetten kurtulmadıkça kendisini kazanamıyordu. İçinde iki kayıp vardı: Biri silüet diğeri kendisiydi. Ne yaparsa yapsın hiçbir zaman kazanamayacağı bu savaşı bugün de vermişti. Kazanamamıştı ama kaybetmiş de değildi.

Belki bir gün kendisini kazanmayı başarırdı.”

Kalemi elinden merakla bıraktı. Bir sonraki bölümde ne olacağını kestiremiyordu. Kim bilir belki kendisini kazanır belki silüeti kazanç sanıp kendi kollarında kayıp vermeye devam ederdi. Bekleyip görecekti.

Hadi şimdi daha çok yerde buluşalım!

Yazılardan haberdar olmak ve her ay e-posta almak için abone olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir