Blog

“Yazmak, hem bir sığınak hem de bir meydan okumadır. Bir deneme, bazen kendi içimizde gizli kalmış yanlarımızı bulmamıza yardım eder.”

Joan Didion

  • İç Dökmesi 1

    Hayat sarpa sardı. Bak, duyuyor musun artık bir melodisi yok yaşamanın! Günlerdir yazmıyorum. Hayır, ne günleri! Aylar oldu kalemi elime şöyle doğru düzgün almayalı. Eskiden bir cazibesi olurdu cümlelerimin; şimdi her biri yavan ekmek gibi, boğazıma diziliyor. Bazen, ne yalan söyleyeyim, bana bakan gözlerden korkuyorum; birileri izlerken hissetmeye benziyor yazmak sanki. İçimi şöyle dolu dolu en son ne zaman döktüm, inan hatırlamıyorum. En kötüsü de ne biliyor musun, artık eskisi gibi çağırmıyor kalemim beni. Boş sayfalarda…


  • Sonraki Hayata

    Mürekkebe daldırdı parmaklarının ucuna sıkıştırdığı dolma kalemi. “Bu hayatta ben en çok sana üzülüyorum. O kadar çaresiz bir arzuyla kıvranıyorsun ki görülmek için… O kadar dehteş bir istekle çabalıyorsun anlaşılmak için. Yine de en çok sen anlaşılmadığını hissediyor, en çok sen görünmez bir hayalete dönüşüyorsun barındığımız bu dört duvarın arasında.” Önce buruşturup bir kenara atmak istedi yazdıklarını çünkü sayfaya duygu duygu dökülen cümleler göründüğünden daha ağırdı; üstelik  bu ağırlığı ondan başka kimse omuzlarında bu kadar dik…


  • Aşkın Türlü Hali

    Yağmurlanmış bakışlarımla baktım önce ona. Bir yanım “Gitme!” diye bas bas bağırıyordu. “Demem o ki, yapamıyoruz biz. Yapamadık yani.” Tırnaklarımı avuç içlerime bastırdım, canımın acısı içimdeki sızı kadar derin olmadı. “Madem öyle…” dedi iç çekerek. Yüzünden düşen bin parçaydı ancak yine de oldukça sabit ve ruhsuz bir maskesi vardı suratının. Mutsuz rolü yapan bir robotu andırıyordu bu hali. Devam etti, “Madem öyle, bitirelim.” Gözlerimdeki yağmurları akıtmamak için dişlerimi sıktım ve zorla gülümsedim. “Her şey için teşekkür…


  • Parça

    Ellerini açtı: avucunun ortasına yerleştirilmiş parçaya baktı uzun uzun. Birileri ondan büyük bir parça koparmış ve ellerine bırakıvermişti. Başını yukarıya doğru kaldırdı ve serzeniş dolu bir ifadeyle iç çekti. Şimdi eksik bir ruhtan ibaretti. Kafasını usulca geri indirdi ve parçaya bakmaya devam etti. Parça, kalbinin derinliklerinde yatan ve onu o yapan yegane kısımdı: parmaklarındaki ilham, içindeki insanlık ve hatta ruhunun birebir yansımasıydı. Şimdi onsuz ne yapacaktı? Gözlerinin dolduğunu hissetti, eskiden kelimeler boğazına kadar yükselir hemen sonrasında…


  • Ur

    Bugün boğazımda bir ur var, soluk almamı zorlaştıran. Sanki dünya önceden böyle tatsız dönmüyordu. Yaşamak bu kadar yetişkin işi değildi. “Ah, cancağızım!” diyorum kendime, “İçimdeki çocuk gittikçe soluklaşıyor artık.” Silikleşen bir heves var çünkü içimde. Geride bırakamadığım çocuksu her yanım biraz korkuyor bugünden, yarından. Dünü hasretle anıyor, geleceğe ise içime sığmayan bir kaygıyla ilerliyorum. Sahi bazen ben büyümekten utanıyorum. Çünkü büyümek, dünyanın kirini eline yüzüne bulaştırmak demek biraz da. Dönen düzene alışmak, ait hissetmediğim çarklara dişli…


  • Kader Çizgisi

    Hani bazen dünya çöker üzerinize, ruhunuz sıkışıverir yaşamın avuçları arasında. Böyle anlarda soluklanmak imkansız hale gelir; nefesiniz ciğerlerinizden yukarı çıkmayı bırakır. Sonra, yüreğinizde bir karıncalanma hissi baş gösterir; uyuşuk bir sancıyla çevrelenir kalbinizin odaları. Bugün de öyle bir gün işte, biraz sancılı biraz korkak bir gün. Bazen oturup düşünürüm, yaşamak mıdır bu kadar zor olan yoksa yaradılışımız mıdır bize hayatı zor gibi anlamlandıran. Bilemem pek tabii. Kim bilir, belki yoldur yorucu olan belki de yolcudur çabuk…

Dene(me) ve Yanılma

Hayat, deneme yanılmalarla dolu koca bir romandır; bu satırlar da bizim deneme yanılmalarımız…

Parlak mavi bir okyanusa ve hafif bulutlu gökyüzüne giden yeşil ve kahverengi bir kırsal manzara, yağlı boyalarla yapılır.