Blog,  Deneme

Cam Kırığı

Gözlerinin en içine baktı, sanki ruhunun derinliklerinde dalgalanan duygu buhranının merkezini görüyordu. “Selam.” Diyerek seslendi ona. Derin bir iç çekti sonra. Ah, bu iç çekiş dünyanın tüm kirini, tüm hüznünü ciğerlerine çekmek gibiydi. “Selam.” Dedi kekeleyerek karşısında duran. Yüzünü avuçlarına yaslamıştı, kolları da masaya dayalıydı. Dünyadan güç almak ister gibi sağlam dayanmıştı dörtgen ahşap parçasına.

“Nasılsın demeyeceğim, nasıl olduğunu en iyi ben biliyorum. Sadece, hatırlamak istiyorum. Böyle hissetmek nasıldı?” karşısındaki yüzünü buruşturdu soruyu duyduğunda. Tek mimiklik bir cevaptı bu aslında ancak bazen yüzümünden akanların da cümlelere yansıması kaçınılmazdı işte. “Karanlık gibiydi. Karanlığın ortasında çiçek açmaya benziyordu biraz; ışıksız parlamaya ya da…” Kıkırdadı. “Yine de senin şimdiki halinden daha iyiydi.”

Bunu duyunca afalladı, bu cevabı beklemiyordu açıkçası. “Neden öyle dedin ki?” Karşısındaki de bir iç çekti bu sefer ve dudaklarını araladı: “Çünkü ben en azından hissediyordum. Hüznü, dünü, bugünü, her şeyi işte… Sen artık olanlara bir duygu dahi beslemiyorsun, üzerine kafa yormuyorsun. Şimdi her şey kara deliğe doğru çekilen koskoca bir kaos gibi; sen de o kaosun ortasında ifadesiz dikiliyorsun. En azından ben girdiğim akıntılara karşı yüzmeye çabaladım.” Hüzün dolu bir ifadeyle güldü. Böyle mi gözüküyordu uzaktan? Böyle mi tınlıyordu duyguları geçmişten kalan bir hatıraya?

“Ne hissedeyim ki artık? Bir filmi ilk defa izlerken heyecanlanırsın, birkaç tekrardan sonra hissiz bir merakla izlersin olan biteni. Sonu nereye varacak bilirsin sadece. Hayatım, bayat bir filmin çarpık bir senaryosu işte; nereye varacağını görüyorum. Ben sadece olacakların olacağı günü bekliyorum. Yoksa söyle bana, ne hissetmeliyim? Öfke mi, nefret mi; ya da rahatlamalı mıyım?” Gözlerinin dehlizlerine bakmaya devam ediyordu hala karşısındaki. Anlamı çok derin ancak belirsiz bir bakıştı bu. “Haklı olduğun yönler yok değil, Sen benim gelecekteki tekrarımsın. Aynı olayların farklı yansımalarıyız sadece. Ben hala unutmaya çabalıyorum mesela. Benden bir önceki halim acı içinde kıvranıyor; sen ise hepten indirmişsin duygularının kepenklerini. Yine de hiç mi canın yanmıyor? Ben bile acıyorum ara sıra.”

Dudaklarını ısırdı onu dinlerken, farkında bile değildi. Acıyor olabilir miydi hala? Derinlerde, çok ama çok derinlerde bir yerde bir tarafı sızlıyor olabilir miydi? Gözlerinde bir ıslaklık hissetti ve karşısındakinden gözlerini kaçırdı. Yutkundu. “Galiba… Evet, galiba canım yanıyor. Sanırım o kadar uzun süredir canım yanıyor ki artık bu duygu bir parçam haline geldi. Tıpkı yas tutmak gibi; bir yerden sonra yokluğuna alışıyor insan gidenin. Sadece sızlıyor hep yüreğinin bir tarafı, bazen fark ediyorsun bazen etmiyorsun. Bu sızı da içimden göçüp giden bir şeylerden arda kalan bir yas süreci sanırım. Artık üzülmüyorum, hissetmiyorum bile; sadece arada bir canım yanıyor. O da eğer acılarımın üzerine gözlerimi dikersem…” Çenesine konumlanmış yüzün ağzı yukarıya kıvrıldı. Şefkatli bir kıvrılıştı bu. Kendisine doğru uzandı elleri oturanun. “Seni hissetmem pek mümkün değil ancak anlıyorum. Eminim ki senin için de bir ağırlığı vardır bunca zamana rağmen hala bir şeylerin sızısını hissetmenin. Yine de korkma, bence bugünler de geçecek ve o sızı gelecekte aynı masada bizimle oturan halimiz için daha da ufalanacak.”

Kıkırdadı önce, gözlerinden damlayanları sildi sonra. “Hep öyle olmadı mı zaten? Yarınlara itelediğimiz bütün sızılar küçücük kaldı; cam kırığı gibi ufak ufak battılar hep. Yine de yüreğimizin içine doğru ilerlediler sanki. Sahi, içimizde kırıklardan oluşan devasa bir vazo var sanki de biz oradan yetiştik geldik. Hala orada kırıklar ama günün sonunda, değil mi?” Karşısında oturan geçmişi kocaman gülümsedi. Hala acıyorlardı beraber. Bu, onlara içten ve sarsılmaz bir güç veriyordu belki de. Belli değildi. Bir süre bakıştılar, ruhlarını gördüler yüzlerine yerleştirilmiş bir çift pencereden. Sonra zengin kalkışı yaptılar yaralarından, geçmişi veda etti önce. Hemen ardından kendisi ayaklandı.

Ah be! Her birimizin kırıkları vardı yüreğimize doğru inceden ilerleyen. Belki de her insan bayat bir filmin o garip senaryosunun başrolüydü nihayetinde. Öyle işte. Bazen geçmiş zaman dilimindeki o suretle aynı masada oturmak gerekliydi anlaşılmak için. Aksi takdirde içimizde sızlayan o yerleri, kanadığı zaman diliminden biri anlamayacaksa kim anlardı ki?

Hadi şimdi daha çok yerde buluşalım!

Yazılardan haberdar olmak ve her ay e-posta almak için abone olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir