Anasayfa,  Blog,  Deneme

Çölde Bahar Havası Var

Bazen sadece içimde biriken sözcükleri kusmak istiyorum. Anlamsız cümle ögelerini rastgele yan yana koymak ve yalnız benim anlayabileceğim türden bir karmaşanın başrolü olmak…

…

Gece çöken iç sıkıntısı, eskiden bayıldığım ancak şimdi dinlemeye tahammülümün kalmadığı Canozan’ın o şarkısı… Parmaklarım klavyede gezinirken Ay nerede olduğunu dahi bilmediğim bir yerlere sahte ışığını pazarlıyor. İçimde öyle bir sıkıntı var ki! Zihnim ve ruhum bugüne kadar bütün olarak değerlendirdiği bir şeylerin aslında hiçbir zaman bir bütün etmediğini fark etti. Hep parça parçaydı sahip olduğum tüm sevgiler. Dolaylı yoldan sevildim galiba hep. Uzaktan, yalandan, başarırsam ya da uslu durursam… Ya da hiç konuşamadım duvarıma sinen o heybetli gölgeyle. Bilirsiniz bazen aynı dili konuşmak, aynı şeyi konuşmak demek değildir. İnsanlar birbirlerini aynı dilde dahi hiçbir zaman anlamayabilir. Size de oldu mu öyle? Ben yaklaşık 25 yıl boyunca konuşamadım o gölgeyle. Ya defedildim cümlelerinden ya da kavga ettim zihniyle; ama hiçbir zaman sahip olamadım anlayış ve empatisine.

Hiç kimselere söylemedim ama anlayış ve empatiden yoksun bir zihnin onayını kazanmaya çalışmanın yorgunluğunun aslında çok kırıcı bir yanı var. Sanki hep koşmuşum da hiç bitiş çizgisini geçememişim gibi; daha da kötüsü bitirmeme ramak kalmış hep. Hani olur ya, son engeli geçerken kaybedersiniz bazı oyunlarda. Ben de öyle kaybetmişim işte bazı konularda. 

Sonra evden çok uzaktayım, iyi ki! Bütün acılarımdan elimi eteğimi çekmişim ve kendimin sevmediğim bir versiyonunu valize atmayı unutmuşum gibi… Haksızlık yapacağım ama geçmişten gelen bazı silüetlerden kopmak üzereyim. Çünkü bazılarına hiçbir zaman ait olmadım ve olamayacağım; üstelik bunu anlamam yıllarımı aldı. 

Gözlerim sık dalar benim, çok düşünür, çok azını söylerim, belki biraz fazlasını yazarım. Ve sevgili satırlarımı hiç okumaya tenezzül dahi etmemiş sevdiklerim, ben galiba sevdiğim ve sevildiğim değil ait hissettiğim yerlerin özlemini çekmekteyim. Zaten pek az insanı sever, daha da azını kendi küçük dünyama davet ederim ama artık o bile fazla gelmeye başladı. Sanki insanlar, içimde sandalyesini çekip oturan ve hayatımı tiyatro izler gibi izleyen, tepki veren birer seyirci. Şimdilerde son perdem de bitti. “Hadi herkes evine!” diye bağırıp kalbimdeki insanları yollayasım gelmiyor değil ara sıra.

Sonra evden çok uzakta olmamın sancısı da baş gösteriyor; karanlıkla beraber kapımı çalıyor yalnızlık. Uzak kalmak istediğim sevdiklerim oralarda neler yapıyor kim bilir? Kaçtığım yerlerin özlemi işte… Vuruyor insanı arada bir. Neyse işte, yorgunum ve ağrılar.

Hadi şimdi daha çok yerde buluşalım!

Yazılardan haberdar olmak ve her ay e-posta almak için abone olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir