25. Yaşımdan
Sevgili Almina, merhaba.
Sen 25. Yaşına gireli tam yirmi bir gün oldu. Aslında geleneğe göre tam doğum gününde yazılmalıydı bu yazı, biraz geç kaldık. Yine de sorun değil, hayat bu aralar geç kaldıklarımız ve erken başladıklarımız arasındaki o ince çizgi zaten. Ben de o çizgide dengede durmaya çalışan bir cambazım sadece ve bu cambazın sana, olduğun ve olacağın onlarca kişiye bir çift lafı var:
Öncelikle iyi ki doğdun sevgili dönüştürdüğüm kişi. Biliyorsun ki biz hep geleceğe mektuplar yazdık, olacağımız kişiye selam söyledik hep. Selamını alıyorum ve ben de sana güzel yarınlardan selam gönderiyorum. İkinci olarak çabaların için çok teşekkür ederim; kendinden vazgeçtiğini düşündüğün anlarda bile vazgeçmemiş olduğunu anlıyorum şu sıralar. Hatalar yaparken dahi onları düzeltmeye çabaladığın ve bir an olsun çabalamayı bırakmadığın için sana minnettarım. Aslında biliyorum, önceden çaban yetersiz gelirdi. “İyi bir insan olmak için ne gerekir?” diye sorardık hep kendimize ve iyi kalmaya çalışırken kötü bir insana evrildiğimizi düşünerek azap çekerdik. Sevgili ben, o hiç de öyle değilmiş; iyiler içindeki kötülüklere dahi baş kaldıranlarmış. İyi kalmak, bu soruyu sormakla başlarmış ve biz hiç bırakmamışız yufka yüreğimizi yarı yolda. Evet kabul; vicdan azabı çektik, düştüğümüz yerde direndik hayata bir süre ve kötülük gördük aynaya baktığımızda ama bil ki sevgili dünüm bizim vicdanımız vardı, düştüğümüz yerden kalktık ve gözlerimizin ardındaydı dünyadaki tüm iyi niyet.
Hatalar yapabilen bir insan olduğumu kavramam yıllarımı aldı aslında, benim de başkasının hikayesinde kötü olabileceğim, herkesin bizi sevemeyeceği ve hayatın çamurunun üstümüze bulaşabileceği fikri ilk başlarda bana çok çirkin geldi, kabul etmek istemedim, biliyorum. Sonra bir şey oldu: birkaç hikayeye konuk oldun, can yaktın, belki de istemeyerek. Sevilmediğin saatleri mesai saati doldurur gibi saate bakarak geçirdin, bitsin diye. Çamura bulandık, yağmurlar yağdı ruhumuzun toprağına. İşte o zaman içindeki o küçük kız çok korktu; dünya artık keşfedilecek bir yer değil korunman gereken bir muharebeye dönüştü. İşte tam şimdi, bulunduğum konumda dünya hala keşfedilecek bir yer: sevilecek, merak edecek ve öğrenilecek çok ama çok şey var. Yalnızca biliyorsun ki her zaman gündüz olmuyor, bu dünyaya elbet gece de çöküyor ama korkma sevgili Almina, biz geceye de hazırlıklıyız şimdi. Hem gecenin karanlığı gündüzün aydınlığından daha çok şey öğretiyor insana, söz. İnsan en çok karanlık çöktüğünde görüyor kendisini.
Sonra güzel haber! Eskimiş bir harabeden yuva yarattık kendimize, içinde sıcak bir mutluluğun kokusu var. Bazı sabahlar taze yağmur kokusu alır gibi, içimizdeki çocukla karşılıklı kumdan kaleler yapar gibi uyanıyoruz: ben bazı sabahlar huzurun bağrından kopup da geliyorum. Ah sevgili heykeltıraşım, elbette ki bazı günler de fırtınalı bir gün doğumuna uyanıyoruz, sel alıyor içimizi. Bazen yuvamızda bile rahat hissetmiyoruz ama unuttun mu? Biz hayatımızın hiçbir evresinde bir kabın şeklini alamıyoruz. Değişmeyen şeylerden birisi de bu sanırım, ben hala bir yere ait hissedemiyorum ama üzülme. Sadece hala tanımı olmayan bir sözcük gibiyim bu dünyada, beni nereden okurlarsa öyle anlıyor insanlar sadece. Kimine göre güzel çiziyor güzel yazıyorum, kimine göre boksu çok seviyorum, bazıları akademik tarafımdan tanıyor beni, hatta kimisine göre oldukça cazgırım. Oysa ne sessiz ne sakin bir uzaklığım bazılarına. İnanır mısın kimilerine göre de bencilin tekiyim, hiç tatmin edici bir tarafım bile yok! Ama biz biliyoruz ki bunlardan hiçbiri değiliz, hepsiyiz. 3 yaşındaki Almina’nın en sevdiği ceviz oyunuyuz hala, 7 yaşındaki Almina’nın kurduğu kulüplerdeki asil üyeyiz, 14 yaşındaki Almina’nın en sevdiği kitabın altını çizdiği satırlarız ve 21 yaşındaki deli kızız hala. Değişen tek şey ne biliyor musun? Sorumluluklar.
Büyümekten korkardık hep ve gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki büyümek, evet, boktan bir şey. Senin talep dahi etmediğin sorumluluklar, hayatının kalanını belirleyecek kararlar ve seni yetişkin kabul eden yetişkin kılıklı çocuklarla dolu büyümek denen süreç. Senden hemen bir karar vermeni ve geri kalan ömrünü nasıl geçireceğini bilmeni bekliyorlar ama Almina sana bir şey diyeyim mi? Benim hiçbir şey bildiğim falan yok. Sadece tuvalimi almak, bir şey düşünmemek ve boyaları özgürce savurmak istiyorum. İnsanların kurduğu ve bana anlamsız gelen bu kapitalist düzenin bir parçası olmak istemiyorum. Yine de olacağız, canımız sağ olsun.
Demem o ki başkaldırılarımız hangi düzene yenik düşerse düşsün hep elimden tuttuğun ve küçük Almina’yı da benimle birlikte getirdiğin için çok teşekkür ederim. Seni bu dünyadaki herkesten ve her şeyden çok seviyorum. Son olarak gelecekteki Almina, sana selam gönderiyorum, nasılsın? Umarım bu yazıyı okurken yüzünde oluşacak gülümseme gibi bir gülümsemeyle yaşıyorsundur bu hayatı.
Unutma! Biz hep biz olacağız ve iyi kalpler için cehennem olan bu dünyayı yana yana da olsa iyi kalarak yaşayacağız. Mutlu, başarılı ve sevdiğin insanlarla dolu bir yaş diliyorum sana, iyi ki doğdun.


