Ya Tutarsa?
“Anne, şunu tutar mısın?” küçük parmaklarını doladığı oyuncak arabayı bana doğru uzattı. “Tabi ki annem.” Diyerek aldım elinden arabayı. Sonra, yerinden kalktı ve oyuncak sepetinden iki bebek çıkardı, yanıma geldiğinde bir tanesini yere oturtmuştu bile. Kendi arasında konuşmaya başladı bebekler; onları nasıl konuşturduğunu televizyonu izlerken duyamadım. Televizyonda izlediğim dizinin tekrarı vardı, Ela’ya bakarken kaçırdığım ve herkesin konuştuğu şu bölüm… Bir kadın vardı; sevdiği adamdan on yıl önce ayrılmak zorunda kalmıştı ve senarist şimdi bu bölümde kavuşmalarına müsaade edecekti, oldukça heyecanlıydı.
Ela kendi kendine mırıldanmaya devam etti: “Seni hiç sevmiyorum işte.” Son söylediği cümle dikkatimi çekince odağımı bir anlığına ona döndürdüm, dizi bekleyebilirdi. Diğer bebek cevap verdi, “Ben de seni sevmiyorum. O zaman güle güle.” Bebekler birbirine sırtlarını döndü. Kaşlarım çatılırken Ela’nın hayal kırıklığı dolu ifadesinde kafa karışıklığı gördüm. “N’oldu annem?” diye sordum. Ela ayağa kalkıp bana doğru bir adım attı ve omzuma dokundu. “Anne, şimdi ne olacak?” dedi. Anlamamıştım. “Nasıl ne olacak birtanem?”
Ela bebekleri işaret ederek, “Minik ve Pembe birbirlerinin hayatlarından çıktılar az önce. Şimdi ne olacak? Bir daha birbirlerini hiç göremeyecekler mi yani?” Afalladım. Benim küçük kızım düşündüğünden daha derin ve karmaşık bir soru sormuştu bana. Şimdi ne olacağını ben de bilmiyordum ki. Sahi, birileri hayatlarımızdan çıktığında ne olurdu? Onları öldükten sonra bile göremeyeceğimiz kadar uzak bir yere mi gönderirdik? Hayatımızdan uzağa, hiç dokunamayacağımız bir yere. “Onlara bağlı minik kuşum, onlar birbirlerini tekrar görmek isterse elbette görebilirler.” Dedim saçlarını okşayarak. “Ama ya tekrar görmek istemezlerse?” derken tam dibime oturdu ve bebekleri izlemeye başladı. Televizyona dönerek dizinin tekrarını durdurdum ve ben de bebeklere bakmaya başladım. “O zaman birbirlerinden uzağa giderler. Öyle uzağa giderler ki bir daha birbirlerini hiç göremezler.” Ela kafasını kaldırıp şaşkınlıkla bana baktı. “Ama gidemezler ki, onları aynı kutuya koyacağım.” Boşluğuma geldi, güldüm. Ela gülmeme anlam veremeyen bakışlarla beni süzünce toparlanmak zorunda kaldım ama içten içe söylediği şeyi hem zekice hem de gülünç bulmuştum.
“Bazen aynı yerde olmak demek yakında olmak demek değildir, insanlar yan yana olsalar dahi birbirinden uzakta olabilirler.” Dedim, kabul ediyorum biraz zor bir cümleydi onun için. Bir süre sustu ve düşündü. Ona tam ne dediğimi daha basit cümlelerle açıklayacakken konuştu, “Ama uzakta olurlarsa ve birbirlerini görmezlerse de çok üzülmezler mi? Birini bir daha hiç görememek çok kötü olmaz mı?” bana yaslandı son sözcüğünde. Çenemi kafasına yasladım ben de hafifçe, düşünme sırası bendeydi.
Sahi ya, ne garipti insanları hayatlarımızdan uğurlamak. Onları kaybetmemek üzere kazanır sonrasında da bir daha hiç kazanamamak üzere kaybederdik; hikâyenin sonunda da onları bir daha hiç göremezdik. Mesela beş yıl önce kaybettiğim o eski dostumla bir daha hiç gülüşmeyecektik. Telefonda konuşurken uyuyakaldığım ilk aşkımla aynı sokakta hiç karşılaşmayacak ve selamlaşmayacaktık. Yani onca insandan çoğu bir daha hiç ama hiç hayatımızla kesişmeyecekti. Bu düşünce o anlık beni çok korkuttu ve üzdü. Dalmış olmalıyım ki beni Ela dürttü. “Anne?” dedi sorar gözlerle. “Affedersin annem, evet birini bir daha görememek çok kötü olur ama hayat biraz böyledir. Bazen bazı insanları bir daha görmememiz gerekebilir.” Ela yanımdan kalktı ve bebeklerin yanına gitti. İkisini de tutarak birbirilerine sarılmalarını sağladı ve içlerinden birini konuşturdu, “Özür dilerim Pembe, seni seviyorum. Şakacıktan yaptım. Lütfen gitme.” Diğer bebeğe döndü: “Tamam Minik, ben de şaka yaptım. Hiç ayrılmayalım.” Sonra hiçbir şey olmamış gibi bebekleri konuşturmaya ve oynamaya devam etti.
Ben de içimdeki o anlamsız sızı ile kalakaldım. Gidenlerin arkasından, bugüne kadar hiç yakmadığım türden bir ağıt yaktım içten içe. Hayat garipti! Bazen kimilerini öylece uğurlardık, arkalarından bakar sonra da gelmemek üzere gidişlerine göz yumardık. Üstelik hayat kısaydı, bazılarıyla bir daha hiç karşılaşacak vaktimiz bile olmayacaktı…


