Deneme

Sonraki Hayata

Mürekkebe daldırdı parmaklarının ucuna sıkıştırdığı dolma kalemi.

“Bu hayatta ben en çok sana üzülüyorum. O kadar çaresiz bir arzuyla kıvranıyorsun ki görülmek için… O kadar dehteş bir istekle çabalıyorsun anlaşılmak için. Yine de en çok sen anlaşılmadığını hissediyor, en çok sen görünmez bir hayalete dönüşüyorsun barındığımız bu dört duvarın arasında.” Önce buruşturup bir kenara atmak istedi yazdıklarını çünkü sayfaya duygu duygu dökülen cümleler göründüğünden daha ağırdı; üstelik  bu ağırlığı ondan başka kimse omuzlarında bu kadar dik taşıyamazdı. Sonra devam etmeye karar verdi, belki de yükünü sayfalarla paylaşmak bir nebze olsun yüreğindeki bulutları dağıtırdı.

“Bazı insanlar kendi kuyularını kendi kazarlar. Sonra ellerindeki kürekleri görmeden düştükleri için başkalarını suçlarlar. Sen, oldukça uzun bir süredir o kuyunun içindesin, küreğin elinde; yine de bizlere bakıyor ve tükürüklerini saçarak bağırıyorsun.” Çok içten bir nefes ödünç aldı bu dünyadan ve parmakları tekrar dans etmeye başladı, “Bir zamanlar en büyük arzum senin neden o kuyuya düştüğünü anlamaktı. Günlerce, aylarca ve hatta belki de yıllarca anlamaya çalıştım bunu. Bazı anlarda insanlar değil de duygular konuşur ya, duygularımızın karşılıklı çarpıştığı o nadir anlarda sen fark etmesen de ben, sana hep neden o kuyuya düştüğünü sorardım. İlk başlarda ben dahi göremedim avuçlarının arasına sinmiş küreği. Fark ettiğim anda  ise gayem bir neden bulmaktan çok seni oradan nasıl çıkaracağım oldu. Denedim… Sana yardım eli uzattım hep.” Gözleri dolmaya başladı bu sefer, çünkü biliyordu ki o, uzattığı eli yalnız karşısındakine değil, kendisine de uzatıyordu aynı zamanda; yardım edemediği her bir an için kendisi de yardımsız kalıyordu.

“Sen bütün çıkışlara kapattın gözlerini. Ah, ne üzücü! En çok kendi deştiğin yaranın bıçağına kızdın hep. Yalnız içime en dokunan şey şuydu ki sen kabul etmediğin yardım ellerinin bizleri de iyileştirmesine izin vermedin. Ortada iki cinayet bir fail vardı sanki; ancak fail katil olduğundan dahi habersizdi. Gördüğüm en derin sığlıktın sen, en farkındalığı olan bilinçsizlik haliydin. Bu yüzden yine en çok sana kızdım; ne yaptığını hep biliyordun ama nasıl yaptığını hiç göremiyordun.” Sol gözünden damlayan yaşı elinin tersiyle sildiyse de sağdaki yanağından süzülen sayfaya damlamıştı bile. “Sonra biraz daha zaman geçti tabii. Ben elimi eteğimi çektim senden. Elindeki küreği görmeni beklemeyi de bıraktım. Yine de bir yanım hiçbir zaman çukurundan çıkamayacak oluşuna kırgın. Zekiydim, sana yardım edebileceğimi düşünürdüm; şimdi ise bilgeyim ve kalbimizi kırsa dahi bazı insanların aynada gördüklerinden fazlasına dönüşemeyeceğini biliyorum. Bazı insanlar sadece yansımadan ibaret ve sen de her zaman idealize ettiğim bir hülyanın yansımasından daha fazlası olamayacaksın bu hayatta. Kim bilir belki sonraki hayata…” Kalemini usulca masaya bıraktı, yine de oldukça tok bir ses yankılandı odada. Gözyaşlarının arasından gülümsedi. Değişime ihtiyacı olduğunu bile bilmeyen insanları değiştirmeye çalışmak onları sığmadıkları bir kalıba sokmaya çalışmaya benziyordu.

Bazı insanları hiç değiştiremeyecektik, bazılarıyla aramızda hiç istediğimiz ilişki olmayacaktı, bazılarının hikayesinde kötü karakter olarak kalacaktık. Belki de hayatın cilvesi de tam olarak buradaydı; başkalarının göremediklerini görebilmene rağmen onlara bütün bunları gösterememekti.

Kim bilir belki sonraki hayata…

Hadi şimdi daha çok yerde buluşalım!

Yazılardan haberdar olmak ve her ay e-posta almak için abone olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir